04 Temmuz 2008 Cuma

Cumacılara

Cuma, cumaya gidenlerin kalpleri huzurlu olsun. Cuma için dükkanlarını kapatanların rızıkları bereketli olsun. Yuvaları huzurlu olsun. Gözleri ve kalpleri aydınlık, iradeleri güçlü olsun.

Amin.

Dayanak: 62:9

14 Nisan 2008 Pazartesi

Bir Profesörün İlk Namazı

Amerika'nın muhtelif üniversitelerinde görev yapan matematik Prof. Jeffrey Lang İslam'a giriş hikâyesini yazmış olduğu 'Melekler soruncaya kadar' (Even Angels Ask: A Journey to Islam in America) isimli eserinde derin felsefi düşüncelerle,ruhani duygular arasında ilk namazını şöyle dile getiriyor:

"Müslüman olduğum gün cami imamı, bana namazın kılınışını açıklayan bir kitap verdi. Ancak Müslüman talebelerin buna endişelerini gördüm, bana: "Acele etme, rahat ol, zamanla yavaş yavaş yaparsın" dediler. Ben de kendi kendime, namaz bu kadar zor mu? Dedim ve talebeleri duymazlıktan gelerek, hemen vaktinde beş vakit namaz kılmaya karar verdim. O gece, loş ve küçük odama çekilerek kitaptan abdest ve namaz hareketleri eksersizlerini yaptım, namazda okunacak bazı surelerin Arapça okunuşlarıyla İngilizce anlamlarını ezberlemeye çalıştım. Bu çalışmalar saatlerce devam etti.

İlk namaz denemesi için kendime güven gelince yatsı namazını kılmaya karar verdim. Vakit gece yarısıydı, kitabı alıp banyoya girdim, kitabı açarak, mutfaktaki ilk yemek denemesi yapan aşçı gibi kitaptaki talimatları dikkat ve incelikle bir bir uyguladım.

Abdest bitince odanın ortasında durup, kapı ve pencerelerin kilitli ve kapalı olmasından emin olduktan sonra kıble olarak bildiğim tarafa yöneldim, derin bir nefes aldım ve elimi kaldırarak alçak bir sesle Allahu Ekber dedim. Kimsenin
beni işitmemesini ve görmemesini umuyordum, yavaş yavaş Fatiha suresi ile kısa bir sureyi Arapça olarak okudum. Öyle zan ediyorum ki herhangi bir Arap beni dinlemiş olsaydı benim okumamdan bir şey anlamayacaktı.

İkinci bir tekbir alarak Rükua gittim, rükuda biraz tedirginlik hissettim, çünkü hayatımda hiç kimseye eğilmemiştim. Odada yalnız olduğumu hatırlayınca sevindim. Subhane Rabbiyel azim dediğimde kalbimin hızla çarptığını hissettim. Tekrar tekbir getirerek doğruldum ve artık secdeye varma zamanı gelmişti. Secdeye varmak üzere ellerimi ve dizlerimi yere koyunca dona kaldım, secdeye gidemiyordum, efendisinin önünde başını yere koyan köle gibi yüzümü, burnumu yere koyup kendimi zillet sandığım bir duruma düşüremiyordum, üstelik bacaklarım da katlanamıyordu, utandım gülünç duruma düştüm zannettim.

Bu durumda beni gören, arkadaş ve tanıdıklarımın önünde acınacak ve alay edilecek halimi düşündüm, arkadaşlarımın kahkahalarını duyar gibi oluyordum. 'San Francisco'da Araplar çarptı bu hale düştü' gibi sözler sarf edeceklerini tahayyül ederek zavallı duruma düştüğümü hissettim. Bir müddet tereddüt ettikten sonra derin bir nefes aldım başımı seccadeye koydum, zihnimdeki bütün düşünceleri attım, dikkatimi dağıtacak düşüncelere yer vermeden ikinci secdeye de vardım. Bu esnada kendi kendime "Daha önümde üç tur daha var"
diye düşündüm ve kararlıydım: Neye mal olursa olsun bu namazı tamamlayacağım. Kalan rekâtlarda işler gittikçe daha da kolaylaşıyordu.
Son secdede tam bir sükûnet hissettim. Nihayet teşehhütten sonra selam verdim.

Selamdan sonra bulunduğum yerde olduğum gibi kaldım, geriye dönüp nefsimle giriştiğim savaşı aklımdan geçirdim, bir savaştan çıktığımı hissettim sonra başımı önüme eğerek mahcup bir şekilde "Allah'ım geri zekâlılığımdan ve tekebbürümden dolayı beni bağışla, uzak bir yerden geldim ve daha önümde kat edilecek uzun bir yol var" diye dua ettim.

Bu esnada daha önce hiç yaşamadığım bir şeyi hissettim. Bunu kelimelerle ifade etmek mümkün değil. Vücudumu, kalbimin bir noktasından çıktığını hissettiğim ve anlatmaktan aciz kaldığım bir dalga kapladı, soğuk gibiydi, ilk etapta irkildim, vücuduma olan etkisinden ziyade garip bir şekilde duygularımı etkiledi ve görünür bir rahmetin varlığını hissettim. Bu rahmet sonra içime nüfuz ederek içimde kaynamaya başladı.

Sonra sebebini bilmeden ağlamaya başladım, ağlamam artıp gözyaşlarım aktıkça, rahmet ve lütuftan harika bir gücün beni kucakladığını hissettim. Günahkâr olmama rağmen, günahlarımdan veya utanç ve sevinçten dolayı ağlamıyordum. Sanki büyük bir set açılmış ve içimdeki korku ve keder sel olup gidiyor. Bu satırları yazarken kendi kendime diyordum: "Allah'ın rahmet ve mağfireti, sadece günahları affetmiyor, o aynı zamanda bir şifa ve bir sekinedir". Uzun bir süre başım eğik bir şekilde öylece diz üstü kaldım.

Ağlamam durunca, yaşadığım deneyin akıl ile izah etmenin mümkün olmadığını anladım, Bu esnada idrak ettiğim en önemli husus ise, benim Allah'a ve namaza şiddetle muhtaç olduğum gerçeği oldu. Yerimden kalkmadan önce de şu duayı yaptım: "Allah'ım bir daha küfre girmeye cüret edersem beni, o küfre girmeden önce öldür ve bu hayattan kurtar, hata ve eksiksiz yaşamanın çok zor olduğunu biliyorum, ancak şunu yakinen biliyorum ki, bir tek gün dahi olsa sensiz yaşamak senin varlığını inkar etmem mümkün değildir".

Prof. Dr. Jeffery Lang İslam'a girişini anlatıyor. (Video-İngilizce)

Alıntıdır.

29 Mart 2008 Cumartesi

Muhammed Ali ve Özgürlük Anlayışı

Benim adım Cassius Marcellus değil,
O bir köle ismi ve ben özgür bir adamım.
Ben Muhammed Ali'yim.

Herkesin istediği gibi biri olmak zorunda değilim,
Ve kim olmak istediğimden de kormuyorum!



Dahası

26 Mart 2008 Çarşamba

Orta yol ve musibetlere sabır

Alemlere rahmet Hz. Muhammed (S.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Amellerinizde orta yolu ve doğruyu bulmaya çalışın. Mü'mine musibet nev'inden her ne ulaşırsa ise günahlarına bir kefaret olur. Musibet, beklenmedik bir hadise olmuş, ayağına batan diken olmuş farketmez.

Müslim, Birr

Allah'ın Rasulu doğru söyledi.

Amerika menşeli filmlerden öğrenilen her küçük kötü hadisede lanet etme geleneği müslümanın hayatında yoktur böylece. Müslüman, başına gelen kötü olaylar karşısında sabır gösterir ve büyük bir akıl örneğiyle onu kabul edip nedenini anlamaya çalışır. Bilir ki, başına ne gelirse gelsin küçük-büyük, bu günahlarının affı için birer fırsattır. Sabır ve teemmül bir müslümana yakışan en güzel sıfatlardır.

10 Mart 2008 Pazartesi

Bırakılan düşünceler #1










...Bırakın siyah siyahlığı için
Beyaz beyazlığı için yaşasın
Bulaşmasında siyah beyaza,
Mutlaka
Beyaz siyahı aydınlatacaktır!
Aydınlık beyazdandır.

Siyah yakışsa da karalığa
Karanlık beyazı arayacaktır.

Rânâ Saraç

08 Mart 2008 Cumartesi

İran çekimi Hz. İsa filmi, vizyona girdi


İranlı yönetmen Nader Talebzadeh'ın bir süre önce çekimlerine başladığı ve Hz. İsa'nın hayatını anlatan film gösterime girdi.

Mel Gibson'un çektiği ''Tutku: İsa'nın Çilesi'' filminin ardından İranlı yönetmen Nader Talebzadeh de bu kez ''İslam''ın bakışıyla Hz. İsa'yı anlatan flim İran'da gösterime girdi.

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat'a yakınlığıyla tanınan İranlı yönetmen ve yapımcı Nadir Talepzade, "İsa- Tanrının Ruhu" adlı filmiyle bir ilke imza attı.

İslam dünyasının ilk İsa filminin çekimleri Tahran'da gerçekleşirken, İranlı aktör Ahmet Süleymani, Hz. İsa'yı canlandıran ilk Müslüman oldu.

Yönetmen Talepzade, filmin, Hz. İsa'ya İslami bakış açısını ve Hıristiyanlık ile İslamiyet arasındaki bazı ortak özellikleri de ortaya koyduğunu söyledi.

Mel Gibson'un filminde Hz. İsa'nın yanlış anlatıldığı düşüncesiyle yola çıkan Talebzadeh, "Jesus, the Spirit of God" adlı filmiyle dinlerarası hoşgörü ve anlayışı (!) teşvik etmeyi amaçlıyor.

"Jesus, the Spirit of God"da, Hıristiyanların inanışının aksine Hz. İsa'nın Tanrı'nın oğlu olmadığı vurgulanıyor ve onun çarmıha gerilme olayının hiç gerçekleşmediği anlatılıyor.

Mel Gibson filminde çarmıha gerilenin Hz. İsa olduğunu gösterirken, Talebzadeh ise çarmıha gerilenin Hz. İsa'ya ihanet ettiğine inanılan havarilerinden biri olan Yehuda olduğunu gösteriyor.

Talebzadeh, "Hz. İsa, Tanrı'nın oğlu değli, hiçbir zaman da olmadı. O bir peygamber. Çarmıha gerilen de Hz. İsa değil onun suretini alan bir başkası" diyerek olaya açıklık getiriyor.

İranlı yönetmenin kurgusunda Hz. İsa, İsrailoğullarının son peygamberi ve Hz. Muhammed'in müjdeci olarak anlatılıyor.

Yönetmen filminde iki din arasındaki farklara rağmen Hz. İsa'nın ortak bir kutsallığa sahip olduğunu gösteriyor. Ancak filmin asıl amacı İslam adına öldüren aşırı uçlar.

Binden fazla oyuncunun yer aldığı film İran'da gösterime girdi. İran dışında gösterilip gösterilmeyeceği ise şimdilik meçhul.

Bu arada filmin 20 bölümlük bir televizyon dizisi halinde yeniden çekilmesi de gündemde.

Kaynak

10 Şubat 2008 Pazar

Kaynak?

Karanlığın kaynağı var mıdır? Karanlığın kaynağı yoktur. Sadece aydınlığın kaynağı olur.